Suan 'Hikaye' Kategorisindesiniz


Gardenya

Cuma, Ağustos 29th, 2008

12 Yaşımdan bu yana, her yıl doğum günümde bana, kimin gönderdiği belli olmayan beyaz bir gardenya gelirdi. Üzerinde ne bir not ne de bir kart olurdu. Çaresiz bir şekilde çiçekçiyi aradığımda ise; ödemenin peşin yapıldığını söylerlerdi. Bir süre sonra, çiçeği gönderenin kimliğini öğrenme çabalarımdan vazgeçtim.
Yumuşacık, pembe kâğıtlara sarılmış sihirli bir görünüm sergileyen beyaz çiçeğin baş döndüren kokusunun ve güzelliğinin tadını çıkarmaya başladım. Fakat, hiçbir zaman da gönderenin kim olduğu üzerine hayaller kurmaktan vazgeçmedim. En mutlu anlarım, kimliğini saklayan bu çok tuhaf ve aynı zamanda heyecan verici harika insanin kim olduğunu düşünerek geçti.
Annem genellikle benim bu hayallerime katkıda bulunurdu. Bana sık sık, bu kişinin iyilik yaptığım ve teşekkürünü bu biçimde dile getirecek biri olup olmadığını sorardı. O zaman, bisikletime binerken, küçük çocuklarıyla alışverişten eli kolu dolu olarak evine gelen komşumuzu anımsardım. Çünkü, her zaman o komşumuzun aldıklarını arabasından eve taşımasına yardım eder yada . çocukların yola fırlamalarını engellerdim. Çiçekleri gönderen, belki de caddenin karsısındaki evde oturan yaşlı adamdı. Kışın buz tutan merdivenlerden inerken düşmemesi için, posta kutusundaki mektuplarını posta kutusundan ben alır götürürdüm evine.
Annem, gardenya konusunda hep hayal gücümü kullanmama yardım etmiştir. Ayrıca, sadece kendisinin değil, tüm dünyanın bizi sevdiğini hissetmemizi isterdi. Başıma gelen her sıkıntı ve acı da onun şefkat dolu sözleri ve desteği vardı.
Fakat annemin iyileştiremeyeceği yaralar da aldım. Babam bir kalp Krizi geçirerek hayata veda etti. Duyduğum üzüntü bir anda terk edilmişliğe, korkuya, güvensizliğe ve öfkeye dönüşmüştü. Ertesi gün mezuniyetim vardı ama ben bunu çoktan . unutmuştum. Ama annem unutmamıştı.
O acısında bile benim çok severek aldığım ama bana bir iki beden büyük gelen elbiseyi vücuduma göre ayarlamıştı. Yaşadığı büyük acı bile annemin duygularımı anlamasını engellememişti.
Çocuklarının kendilerini nasıl hissettikleri her zaman onun için çok önemli olmuştu. Bize, çirkinliklerde bile bir güzellik bulmayı öğretmişti. Annem çocuklarının kendilerini gardenya gibi görmelerini istemişti. Güzel, güçlü, mükemmel, sihirli ve belki de biraz gizemli bir koku ile birlikte.
Annem, ben 22 yaşıma geldiğimde öldü ve ben annemin ölümünden 10 gün sonra evlendim.
“- Gardenyalar o yıldan sonra gelmez oldu.”

Nede Olsa Sonbahardi

Perşembe, Ocak 17th, 2008

Cemal Türker, “Teşrin Fırtınası”ndan sonra

“Ne de olsa Sonbahardı” diyor!

Cemal Türker’in yeni kitabında yer alan öykülerin tümü gerçek. İster
masal,
ister ağdalı bir melodram tadıyla okuyun. Rüya ile hülya arası bir şey işte!
Hani bazen kurmacayla hakikat içiçe geçer ya?
kendisinde kalan gölgelerinden yola çıkan Cemal Türker bu defa
düşbozgunlarıyla dolu hayatların sıyrıklarını, sızıntılarını kaleme almış.

Yine güz esintili bir kitap.

Hele bu kitapta bir Cahide var ki ! belgesel tadında kısa bir öykü.
Alıp, götüren, sürükleyen.
Şimdi nedense çoook uzaklarda terk edilmiş bir dönemin
hanımefendilerinden
birini anlatıyor: Cahide’yi Üstelik farklı yüzleriyle bir değil bir kaç
Cahide’yi. Ama henüz hiçbiri gerçek Cahide değil.

Matruşka bebekler şeklinde birbirinden çoğalan Cahide’ler. Bir değil, on,
yüz, bin Cahide.
Cemal Türker yine farklı bir imzayla çıkıyor arşivcilerin, araştırma
yapanların karşısına. CAHİDE SONKU’yu, Cahide Sonku’yu anlatanların
kalemlerinden alıntılarla dile getiriyor. Tülay Bilginer, Füsun Erbulak, Tarık
Dursun K., Haldun Dormen, Selim İleri, Gülriz Sururi kimler yok
ki..derlediklerini, kendinden kalan izleri bir ilk taslak olarak sunuyor
okura. Kolay cesaret edilecek birşey değil. Bu alıntıların bir arada
toplanması bile başlıbaşına kaynak işlevi görmekte. Kendini Cahide Sonku
olarak tanıtan, onunla özdeşleşen bir konsomatrisle başlıyor
belgesel öykü…adeta film gibi..geri dönüşler..kimlik sorgulanışı. Kasıp
kavuran bir yalnızlık öyküsü. Öykünün bir yerinde Nükhet Duru,Mehmet
Teoman, Cenk Taşkan giriyor devreye.” Cahide Bir Efsane” müzikali sahne
alıyor yeniden. Ve gri yeşil, yıllar öncesinden kalan fotoğraflar…Hayat
Mecmuası, Haftasonu Gazetesi arşivlerinden derlenmiş. Fotoğraflar 1930
lu 40-50′li yılların rüzgarlarıyla yanık..esrik. Hele bir fotoğraf var ki..sene
70 li yılların sonu.Cumhuriyet Tarihimizin bilinen ilk SUPERSTAR’ı bir
hastahane koğuşunda,yatağa oturmuş. Parmakları arasında bir
sigara..pijaması..askılı terlikleri.beyaz çorapları..saçları gelişigüzel
fırçalanmış..saçları sarı değil artık..siyah..belki koyu
kahverengi…dağınık. Yüzünde aldırışsız, boşvermiş, küçümseyen, dışlayan
bir tebessüm..tükürür gibi, küfreder gibi..ölümü yakalamak ister
gibi…soylu…nadan. Yanında dönemin ünlü starları..hepsinde hüzün,
abartılı sefkat gölgesi vurmuş yüzlerine.hepsi yanında..destek
için..sevdikleri, saydıkları için..değerini bildikleri için.. Cahide objektife
bakıyor gülümser gibi..ölümle oynaşır gibi…çığlık gibi. Pırıltıları dökülmüş
bir eski zaman kostümü gibi.

Gercek Dostluk Bu

Cuma, Ağustos 29th, 2008

Günün birinde iki dost varmış her ikiside çok iyimiş ama biri saf diğeri ise kurnaz ve açık gözlüymüş.Açık gözlü olan dostun şirketi batmış ve dostundan para istemiş bana borç para verir misin dostu nedemek sen benim en iyi dostumsun demiş ve bütün servetini vermiş.Aradan günler geçmiş açık göz olan işelrini büyütmüş işlerinde ilerlemiş ve dostunun yanına gitmiş senden birşey isticeğim senin nişanlının çok beğeniyorum bana onu verir misin demiş saf olan o benim nişanlım ama sen benim en iyi dostumsun demiş ve veririm demiş ve vermiş.aradan aylar geçmiş bu saf olan sostun bir gün işleri bozmuş ve dostunun yanına gitmiş ve ondan iş istemiş en iyi dostu ona iş vermemiş tabi bizim saf olan dostumuz biraz ezilip büzülmüş ve dışarı çıkmış yolda yaşlı bir adam oğlum çok hastayım bana şu reçetedeki ilaçları alır mısın demiş ve cebindeki son para ile adamın ilaçları almış ertesi günü bir avukat dün ilaçlarını aldınız yaşlı adam öldü ve tüm mal varlığını size buraktı demiş çocuk yaşırmış ama bu serveti kabul etmiş çünküihtiyacı vardı buna.
işlerini yoluna koydu ve tam arkadaşının şirketinin karşısına bir ev aldı niyeti sadece en iyi dostunu görebilmekti.birgün kapısına yaşlı bir teyze geldi oğlum çok acıktım bana yemek verir misin dedi . adamda teyze veririm ama bir şartla benim yanımda çalışır mısın hem bana yardım edersin hemde karnın doyar teyze kabul eder aradan 3 sene geçer kadın ona oğlum artık senin evlenme çağın geldi artık sana bir eş lazım demiş çocuk bu duruma kabul etmiş tamam teyze tanıdığın biri varsa evleneyim demiş kadın bizim orda çok iyi bir aile kızı var seni onunla başgöz edelim demiş ve en iyi arkadaşına nikah davetisesinden bir tanede ona yollar.ve düğün günü gelip çattığında çocuk mikrofonu eline alıp dostlar size bir diyeceğim var günün birinde benm en iyi dostum varda bir gün işleri battı benden para istedi bütün mal varlığımı ona verdim benden nişanlımı istedi gözümü kırpmadan ona verdim işlerim bozuldu yanına gittim iş istedim bana sana burda iş yok dedi ve diğer dost kapıdan içeri girdi misafirler size bir diyeceğim var dedi işleim battı ondan borç para istedim verdei bende ona sonra parasını geri verdim nişanlısını istedin çünkü nişanlısı ona göre bir kız değildi yolda karşına bir adam çıktı ona parasını verdi o beim babamdı kapısa bi teyze gitti ondan yemek istedi o benim annemdi evlenmek istedi evlenceği kızda benim kız kardeşimdir şimdi siz söyleyin GERÇEK DOST KİMDİR..!

Kirmizi Kiremitli Ev

Perşembe, Ocak 17th, 2008

başlık:KIRMIZI KİREMİTLİ EV
ekrem güneşli

Cevriye,mutfakta bulaşık yıkıyordu ki, kapı dövüldü. Gitti kapıyı açtı.İdris kapının önünde sırıtarak duruyordu. Genç kadın, kardeşini çok iyi tanımıştı. Menfaati olmadan ,kendisini yoklamaya
gelmezdi. Gülümseyerek:

“Hayrola İdris ?” dedi. “Eşikte durma içeri gir ”

İdris, salona geçti. Salon, eski Türk evlerini
hatırlatıyordu. Lütfü usta, evini içini ona göre düzenlemişti. Yerde, renkli sık dokumalı halı, duvarlarda, eski Türk Beylerine ait resimler,
Osmanlı Padişahlarının yağlı boya savaş tabloları
odanın bir tarafına konmuş ,büyükçe bir aynalı
dolap vardı. Koltuklar klasikti.

“Eee…anlat bakalım kardeşim, evdekiler nasıl ?”

” Evle aram iyi değil abla, babamla kavga ettim …O da evden kovdu.

“Babam sinirlidir ya, iyi bir adamdır. Muhakkak
damarına bastın adamcağızın …Seni bilirim, babamı
kızdıracak birşey yapmışsındır. ..Yoksa seni niye
kovsun ..”

“Suçum yoktu be abla…Arkadaşlarla kahvede
iki el blum oynadık ,eve niye geç geldin diye sorguya çekti. Ben de bağırdım, iki duble rakı almıştım, kafam iyiydi yani…”

“Kardeşim, yeni evlisin ,duyduğuma göre,genç
karını evde yalının bırakıp gece yarılarına kadar
meyhanede kendin gibi serserilerle düşüp kalkı-
yormuşsun …”

“Neriman mı söyledi ?!”

“Karının günahını alma …Söylediler işte…”

“Kim söylediyse, bana vız gelir …Hem içkiyi bıraktım…”

“Karnın aç mı ? Açsan yemek koyum ”

“Evden gelirken bir şeyler atıştırdım ”

“Eeee…anlat bakalım…Niye geldin ?”

“Ablam değil misin ? Seni yoklamaya geldim …”

“İdris bana yalan söyleme !Hamileliğim sırada çok
hastalandım, abla nasıl oldun ?”diye gelmedin bu
eve !Haydi gelmedin, karını da göndermedin !”

“Suçluyum biliyorum …Bağışla beni abla !…”

“Bağışlanacak bir şey yok…Kusurunu biliyorsun
Ama bu gelişin pek hayra alamet değil…Başın
kumarcılarla belada mı yoksa ?”

“Bizimki mi söyledi yoksa ?”

“Hayır…Zavallı karının senin kumar oynadığından
haberi yok…Eniştene birisi gelip söylemiş..Lütfü
usta, kayın biraderin kumarda çok para kaybetti
demiş….”

“Şey…Mahir amca mı söylemiş yoksa…? Eğer
o bunak söylediyse dükkanını başına geçiririm
“yıkarım”

“Mahir amcanı tanımamışsın sen..!Söylemiş biri
işte …”

“Abla, kasap Kamil’e borçlandım ben..Eniştemden
biraz borç istedim, dükkandan kovdu beni …”

“Ah kardeşim ,bende para ne gezer..Olsa verirdim…”

“Şey…Kasap Kamil, senin kızla evlenmek istiyor.
Bana dedi ki, eniştenle ablanı razı edersen ,seni
icraya vermem ”

“Kamil neyine güvenip te benim kızı istemeye
kalmış, kız istemenin de yolu yordamı var, eve
görücü gelinir, kız evi razı olursa, söz kesilir, nişan
sonra da düğün olur bizde…”

“Yani istemeye gelirlerse Nevin’i verecek misiniz ?”

“Enişten, kesip atmış, kardeşimsin ama daha lise de okuyan bir kızın kafasını bulandırmam ben…”

“Abla görücü gelsinler diyen sen değil miydin ?
Niye fikir değiştirdin ? şimdi. Seninle eniştemin
ipiyle kuyuya inilmez vallahi !”

Cevriye’den de olmusuz cevap alan İdris kasap
Kamil’in dükkanına geldi. Kamil bir kadın müşteriyi
kapıya kadar uğurluyordu.

“Gine gel hanımefendi …Bey efendiye de selamlarımı ilet ”

Kadın çıkıp gitti. “Böyle mesleğin içine !” diye
küfredecekti ki, İdris içeri girdi.

“Hoş geldin İdris !”dedi..”Eniştenle bizim meseleyi konuştun mu ? ”

“Konuştum…Eniştem bozuk çaldı ya, ablam
gönüllü gibi…”

“Yaşa be İdris ! Şu işi yap, seni bu dükkana ortak yapmazsam şu kasaba şahit olsun !”

“Kız ne diyecek ?Bence o daha da önemli ”

“Anası razı olduysa , kocasını ikna eder…Kızlar
da anasının sözünden çıkmaz …”

“Şey…Sizin Reyhan, kızın arkadaşıymış, ağzını
arasın bakalım, kızın gönlü var mı ? Bir kızı bin
kişi ister, birine nasip olur…”

“Yaşa kel İdris ! Kedi olalı bir fare yakaladın !”

İdris bozulmuştu ama belli etmedi. “Benim borcu
silecek misin ? ”

“Düşünürüz İdris ! “İdris, Kamil’den ez az beş
altı yaş büyüktü.

İdris gitti.
,

* * * *

Kamil su motorunu durdurdu. Sonra eve doğru
yürüdü. Reyhan evi elektrikli süpürgeyle süpürüyor
ablası mutfakta iş görüyordu. Anneleri ise oturma
odasında öğle namazını kılıyordu. Kamil, oturma
odasına geçti. Kadın, iki yanına selam verdikten
sonra ellerini açıp Tanrıya dua etti..

“Allah’ım devletimizi düşmanlarımızın şerrinden
koru, ülkemize huzur ver, bizi kulluğundan uzaklaş-
tırma amin !” dedi..Namazı bitirince, seccadeyi ikiye
katladı, kaldırdı. Kamil,”Allah kabul etsin valide !
“ana” dedi.

“Kamil ,hayır mı oğlum ? Niye erken geldin ?”
dedi .

“Bugün dükkanı açmadım, kavakları suladım,
seninle konuşacaklarım var ..”

“Oğlum, Nevin işini konuşacaksan o iş olmaz …
Davul da dengi dengine çalar diye bir Atasözü var
kızın yaşı küçük, sonra lisede okuyor, annesinin
dedğine bakılırsa, yüksek okullara da gönderecek-
lermiş…Gel bu sevdadan vaz geç …”

“Valide “ana” kız Reyhan’la iyi arkadaşlarmış
kızın ağzını arasın bakalım…Belki de sevdiği bir
çocuk vardır, eğer öyle ise ,biz de aradan çekiliriz ”

“Oğlum, münasip olmaz ,Nevin’in gözü yüksek-
lerde, ama madem istiyorsun, Reyhan’ı çağır konuş”

” Kız, o elektrikli spürgeyi bırak buraya gel !”

“Buyur abi ? “diye süpürgeyi durdurdu.

“Bak kız, şimdi söyleyeceklerime iyi kulak ver
Nevin’le iyi anlaşıyormuşsun , ağzını ara bakalım
konuştuğu bir çocuk var mı bakalım ?”

“Nevin’in tanıdığım kadar konuştuğu bir oğlan
yok …Olsa bana söylerdi…”

“Sen yine de sor…”

Reyhan ağabeyisine karşılık veremedi. Öfkele-
nince sinirden kendini kaybederdi. Sessizce odadan çıktı.

Lise binası kasabanın dışında eski bir taş yapıydı. Kurtuluş savaşı yıllarında fişekhane
olduğunu söylüyordu yaşlılar.

Nevin’ler duvar komşularıydı. Sabahları okula
birlikte giderlerdi. Reyhan avlu kapısından çıkmıştı
yarı yolda Nevin’le karşılaştı.

“Günaydın Nevin !”

“Günaydın !”

“Ne o ? Canın sıkkın gibi ? ”

” …..”

“Şey…seni üzecek birşey mi söyledim Nevin !”

“Reyhan, abinin davranışlarını sen de hoş görü-
yor musun ? Hakkımda neler söylemiş…Kasaba
dedikodudan çalkalanıyor. Kamil abiyi çok severdim
ama bu sevgi, abla- kardeş sevgisi gibi …Onunla
evlenmeyi aklımın ucundan bile geçirmedim…
Üstelik yaşça benden çok büyük …Lütfen, bu son
olsun..Abine de söyle , şu kasabada hiç erkek
kamasa dönüp ona bakmam ! Kendini ne sanıyor?
Ukala.!..”

Reyhan, kıpkırmızı olmuştu. O gün, dersi nasıl
yaptı, nasıl eve geldi bilemedi. Başı fır fır dönüyor-
du. Gözlerinin altı sinirden, ağlamaktan mosmor
olmuştu. Merdiven başında annesiyle karşılaştı.

“Ne o kız ? Ağlamışsın sen …! Biriyle kavga mı
ettin yoksa ? “dedi

“Nevin hanımefendi, abim yüzünden fırça attı
bana…!”

Ağlayarak, ” işte böyle “dedi..

“Haydi ağlama …Kız haklı kızım ..Suç abinde…
Elin kızını dile getirmeycekti …Şurada kapı dibi
bir komuşuyuz…Lütfü Usta, dersen efendi bir adam
Karısının da kendisinin de bir güne bir gün kötülü-
ğünü görmedik !”

“Nevin’in yüzüne nasıl bakarım bundan sonra anne! En sevdiğim kız arkadaşımdı. Abim bir çuval
inciri berbat etti.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜMDE BULUŞMAK ÜZERE

HOŞÇA KALIN

Bir Arkadaslik Hikayesi

Cuma, Ağustos 29th, 2008

Bir hastane odası iki yatak ve hayatla olum arasındakı çizgide yaşamdan yana kalmaya çalışan iki kalp hastası.Yataklardan biri pencere önünde diğeri duvar dibinde.Pencere önündeki sabahtan akşama kadar pencereden dışarı bakıp seyrettiklerini duvar dibinde birşey görmeden ,aynı kaderi paylaşan birşey görmeyen hasta arkadaşına anlatıyor!
-Bugün deniz dünden daha durgun.Rüzgar hafif esiyor olmalı.Beyaz yelkenliler denizde belli belirsiz ilerliyorlar kuğu gibi süzülüyorlar.
-Park mı?Ha,park henüz tenha.Salıncakların ikisi dolu ikisi boş.Geçen haftaki sevgililer yine geldiler.Elleri birlerinden hiç ayrılmıyor.Şimdi erkek kızın saçlarını okşuyor,ne kadar birbirlerine yakışıyorlar.
-Erguvanlar bugün çıldırmış öyle bir çiçek açmışlar ki etraf mora boyanmış.Erikler desen keza,tepeden tırnağa beyazlar giyinmiş.İşte parkın neşesi çocuklar . geldi.Ellerinde rengarenk balonlar var ah kardeşim görmelisin.
Bu böyle sürüp giderken her gördüğünü anlatıp dururken ansızın bir kalp krizi geçirir pencere kenarındaki.Duvar dibinde düğmeya bassa doktoru çağırabilir ve belkide arkadaşı kurtulabilir.Ama ama yapıyor işte şeytan karışıyor işine.Arkadaşı ölürse pencere kenarı boşalacak ve kendisi oraya geçecek.Bugüne dek kulaklarıyla duyduğunu gözleriyle görecek ve duvar dibindeki düğmeye basmaz ve arkadaşı ölür.Ertesi gün duvar dibinde olan yatağını pencere kenarına taşırlar.Bekledği an gelmiştir artık yattığı yerden pencereden dışarı bakar.
Dışarıda kapkara bir duvar işte hepsi bu kadar.