mirc mircturkce turkcemirc mircsite mircarama indirmirc chatmirc mirchat

Suan 'Hikayeler' Kategorisindesiniz


Lutfen sadece Gozlerime iyi Bak

Perşembe, Ocak 17th, 2008

Birzamanlar bir yerlerde kör bir genç yaşıyordu ve bu kör genç kendisinden nefret ediyordu

çünkü kör bir yaşamı vardı.

göremediği için hiç birşeyi ve hiç bir kimseyi sevemiyordu herkesten ve her şeyden nefret

ediyordu ama kız arkadaşı hariç

kör yaşamında sevdiği tek şey kız arkadaşıydı.

Bir gün kız arkadaşına eğer dünyayı görebilseydi onun la evlenmeyi kabul edebileceğini

söyledi.Kız arkadaşıda onu çok mutlu ettiğini söyledi

Günlerden bir gün şans gencin yüzüne güldü ve birisi ona bir çift gözünü bağışladı

sora genc her şeyi görmeye başladı ağaçları çiçekleri kısaca artık dünyayı görüyordu hatta kız

arkadaşını bile.

Kız arkadaşı ona sordu şimdi artık her şeyi görüyorsun söylediğin gibi benimle

evlenecekmisin? dedi.

genc şoktaydı kız arkadaşını gördüğünde dona kalmış tı çünkü kız arkadaşı kördü!…

Çok özür dilerim dedi genç seninle evlenemem çünkü sen körsün dedi.

Kız çok üzüldü ve yaşlı gözlerle ordan uzaklaşmaya başladı biraz ileri gidince durdu ve geriye

dönüp gence şunu söyledi

} LÜTFEN SADECE GÖZLERİME İYİ BAK }

Nede Olsa Sonbahardi

Perşembe, Ocak 17th, 2008

Cemal Türker, “Teşrin Fırtınası”ndan sonra

“Ne de olsa Sonbahardı” diyor!

Cemal Türker’in yeni kitabında yer alan öykülerin tümü gerçek. İster
masal,
ister ağdalı bir melodram tadıyla okuyun. Rüya ile hülya arası bir şey işte!
Hani bazen kurmacayla hakikat içiçe geçer ya?
kendisinde kalan gölgelerinden yola çıkan Cemal Türker bu defa
düşbozgunlarıyla dolu hayatların sıyrıklarını, sızıntılarını kaleme almış.

Yine güz esintili bir kitap.

Hele bu kitapta bir Cahide var ki ! belgesel tadında kısa bir öykü.
Alıp, götüren, sürükleyen.
Şimdi nedense çoook uzaklarda terk edilmiş bir dönemin
hanımefendilerinden
birini anlatıyor: Cahide’yi Üstelik farklı yüzleriyle bir değil bir kaç
Cahide’yi. Ama henüz hiçbiri gerçek Cahide değil.

Matruşka bebekler şeklinde birbirinden çoğalan Cahide’ler. Bir değil, on,
yüz, bin Cahide.
Cemal Türker yine farklı bir imzayla çıkıyor arşivcilerin, araştırma
yapanların karşısına. CAHİDE SONKU’yu, Cahide Sonku’yu anlatanların
kalemlerinden alıntılarla dile getiriyor. Tülay Bilginer, Füsun Erbulak, Tarık
Dursun K., Haldun Dormen, Selim İleri, Gülriz Sururi kimler yok
ki..derlediklerini, kendinden kalan izleri bir ilk taslak olarak sunuyor
okura. Kolay cesaret edilecek birşey değil. Bu alıntıların bir arada
toplanması bile başlıbaşına kaynak işlevi görmekte. Kendini Cahide Sonku
olarak tanıtan, onunla özdeşleşen bir konsomatrisle başlıyor
belgesel öykü…adeta film gibi..geri dönüşler..kimlik sorgulanışı. Kasıp
kavuran bir yalnızlık öyküsü. Öykünün bir yerinde Nükhet Duru,Mehmet
Teoman, Cenk Taşkan giriyor devreye.” Cahide Bir Efsane” müzikali sahne
alıyor yeniden. Ve gri yeşil, yıllar öncesinden kalan fotoğraflar…Hayat
Mecmuası, Haftasonu Gazetesi arşivlerinden derlenmiş. Fotoğraflar 1930
lu 40-50′li yılların rüzgarlarıyla yanık..esrik. Hele bir fotoğraf var ki..sene
70 li yılların sonu.Cumhuriyet Tarihimizin bilinen ilk SUPERSTAR’ı bir
hastahane koğuşunda,yatağa oturmuş. Parmakları arasında bir
sigara..pijaması..askılı terlikleri.beyaz çorapları..saçları gelişigüzel
fırçalanmış..saçları sarı değil artık..siyah..belki koyu
kahverengi…dağınık. Yüzünde aldırışsız, boşvermiş, küçümseyen, dışlayan
bir tebessüm..tükürür gibi, küfreder gibi..ölümü yakalamak ister
gibi…soylu…nadan. Yanında dönemin ünlü starları..hepsinde hüzün,
abartılı sefkat gölgesi vurmuş yüzlerine.hepsi yanında..destek
için..sevdikleri, saydıkları için..değerini bildikleri için.. Cahide objektife
bakıyor gülümser gibi..ölümle oynaşır gibi…çığlık gibi. Pırıltıları dökülmüş
bir eski zaman kostümü gibi.

Kirmizi Kiremitli Ev

Perşembe, Ocak 17th, 2008

başlık:KIRMIZI KİREMİTLİ EV
ekrem güneşli

Cevriye,mutfakta bulaşık yıkıyordu ki, kapı dövüldü. Gitti kapıyı açtı.İdris kapının önünde sırıtarak duruyordu. Genç kadın, kardeşini çok iyi tanımıştı. Menfaati olmadan ,kendisini yoklamaya
gelmezdi. Gülümseyerek:

“Hayrola İdris ?” dedi. “Eşikte durma içeri gir ”

İdris, salona geçti. Salon, eski Türk evlerini
hatırlatıyordu. Lütfü usta, evini içini ona göre düzenlemişti. Yerde, renkli sık dokumalı halı, duvarlarda, eski Türk Beylerine ait resimler,
Osmanlı Padişahlarının yağlı boya savaş tabloları
odanın bir tarafına konmuş ,büyükçe bir aynalı
dolap vardı. Koltuklar klasikti.

“Eee…anlat bakalım kardeşim, evdekiler nasıl ?”

” Evle aram iyi değil abla, babamla kavga ettim …O da evden kovdu.

“Babam sinirlidir ya, iyi bir adamdır. Muhakkak
damarına bastın adamcağızın …Seni bilirim, babamı
kızdıracak birşey yapmışsındır. ..Yoksa seni niye
kovsun ..”

“Suçum yoktu be abla…Arkadaşlarla kahvede
iki el blum oynadık ,eve niye geç geldin diye sorguya çekti. Ben de bağırdım, iki duble rakı almıştım, kafam iyiydi yani…”

“Kardeşim, yeni evlisin ,duyduğuma göre,genç
karını evde yalının bırakıp gece yarılarına kadar
meyhanede kendin gibi serserilerle düşüp kalkı-
yormuşsun …”

“Neriman mı söyledi ?!”

“Karının günahını alma …Söylediler işte…”

“Kim söylediyse, bana vız gelir …Hem içkiyi bıraktım…”

“Karnın aç mı ? Açsan yemek koyum ”

“Evden gelirken bir şeyler atıştırdım ”

“Eeee…anlat bakalım…Niye geldin ?”

“Ablam değil misin ? Seni yoklamaya geldim …”

“İdris bana yalan söyleme !Hamileliğim sırada çok
hastalandım, abla nasıl oldun ?”diye gelmedin bu
eve !Haydi gelmedin, karını da göndermedin !”

“Suçluyum biliyorum …Bağışla beni abla !…”

“Bağışlanacak bir şey yok…Kusurunu biliyorsun
Ama bu gelişin pek hayra alamet değil…Başın
kumarcılarla belada mı yoksa ?”

“Bizimki mi söyledi yoksa ?”

“Hayır…Zavallı karının senin kumar oynadığından
haberi yok…Eniştene birisi gelip söylemiş..Lütfü
usta, kayın biraderin kumarda çok para kaybetti
demiş….”

“Şey…Mahir amca mı söylemiş yoksa…? Eğer
o bunak söylediyse dükkanını başına geçiririm
“yıkarım”

“Mahir amcanı tanımamışsın sen..!Söylemiş biri
işte …”

“Abla, kasap Kamil’e borçlandım ben..Eniştemden
biraz borç istedim, dükkandan kovdu beni …”

“Ah kardeşim ,bende para ne gezer..Olsa verirdim…”

“Şey…Kasap Kamil, senin kızla evlenmek istiyor.
Bana dedi ki, eniştenle ablanı razı edersen ,seni
icraya vermem ”

“Kamil neyine güvenip te benim kızı istemeye
kalmış, kız istemenin de yolu yordamı var, eve
görücü gelinir, kız evi razı olursa, söz kesilir, nişan
sonra da düğün olur bizde…”

“Yani istemeye gelirlerse Nevin’i verecek misiniz ?”

“Enişten, kesip atmış, kardeşimsin ama daha lise de okuyan bir kızın kafasını bulandırmam ben…”

“Abla görücü gelsinler diyen sen değil miydin ?
Niye fikir değiştirdin ? şimdi. Seninle eniştemin
ipiyle kuyuya inilmez vallahi !”

Cevriye’den de olmusuz cevap alan İdris kasap
Kamil’in dükkanına geldi. Kamil bir kadın müşteriyi
kapıya kadar uğurluyordu.

“Gine gel hanımefendi …Bey efendiye de selamlarımı ilet ”

Kadın çıkıp gitti. “Böyle mesleğin içine !” diye
küfredecekti ki, İdris içeri girdi.

“Hoş geldin İdris !”dedi..”Eniştenle bizim meseleyi konuştun mu ? ”

“Konuştum…Eniştem bozuk çaldı ya, ablam
gönüllü gibi…”

“Yaşa be İdris ! Şu işi yap, seni bu dükkana ortak yapmazsam şu kasaba şahit olsun !”

“Kız ne diyecek ?Bence o daha da önemli ”

“Anası razı olduysa , kocasını ikna eder…Kızlar
da anasının sözünden çıkmaz …”

“Şey…Sizin Reyhan, kızın arkadaşıymış, ağzını
arasın bakalım, kızın gönlü var mı ? Bir kızı bin
kişi ister, birine nasip olur…”

“Yaşa kel İdris ! Kedi olalı bir fare yakaladın !”

İdris bozulmuştu ama belli etmedi. “Benim borcu
silecek misin ? ”

“Düşünürüz İdris ! “İdris, Kamil’den ez az beş
altı yaş büyüktü.

İdris gitti.
,

* * * *

Kamil su motorunu durdurdu. Sonra eve doğru
yürüdü. Reyhan evi elektrikli süpürgeyle süpürüyor
ablası mutfakta iş görüyordu. Anneleri ise oturma
odasında öğle namazını kılıyordu. Kamil, oturma
odasına geçti. Kadın, iki yanına selam verdikten
sonra ellerini açıp Tanrıya dua etti..

“Allah’ım devletimizi düşmanlarımızın şerrinden
koru, ülkemize huzur ver, bizi kulluğundan uzaklaş-
tırma amin !” dedi..Namazı bitirince, seccadeyi ikiye
katladı, kaldırdı. Kamil,”Allah kabul etsin valide !
“ana” dedi.

“Kamil ,hayır mı oğlum ? Niye erken geldin ?”
dedi .

“Bugün dükkanı açmadım, kavakları suladım,
seninle konuşacaklarım var ..”

“Oğlum, Nevin işini konuşacaksan o iş olmaz …
Davul da dengi dengine çalar diye bir Atasözü var
kızın yaşı küçük, sonra lisede okuyor, annesinin
dedğine bakılırsa, yüksek okullara da gönderecek-
lermiş…Gel bu sevdadan vaz geç …”

“Valide “ana” kız Reyhan’la iyi arkadaşlarmış
kızın ağzını arasın bakalım…Belki de sevdiği bir
çocuk vardır, eğer öyle ise ,biz de aradan çekiliriz ”

“Oğlum, münasip olmaz ,Nevin’in gözü yüksek-
lerde, ama madem istiyorsun, Reyhan’ı çağır konuş”

” Kız, o elektrikli spürgeyi bırak buraya gel !”

“Buyur abi ? “diye süpürgeyi durdurdu.

“Bak kız, şimdi söyleyeceklerime iyi kulak ver
Nevin’le iyi anlaşıyormuşsun , ağzını ara bakalım
konuştuğu bir çocuk var mı bakalım ?”

“Nevin’in tanıdığım kadar konuştuğu bir oğlan
yok …Olsa bana söylerdi…”

“Sen yine de sor…”

Reyhan ağabeyisine karşılık veremedi. Öfkele-
nince sinirden kendini kaybederdi. Sessizce odadan çıktı.

Lise binası kasabanın dışında eski bir taş yapıydı. Kurtuluş savaşı yıllarında fişekhane
olduğunu söylüyordu yaşlılar.

Nevin’ler duvar komşularıydı. Sabahları okula
birlikte giderlerdi. Reyhan avlu kapısından çıkmıştı
yarı yolda Nevin’le karşılaştı.

“Günaydın Nevin !”

“Günaydın !”

“Ne o ? Canın sıkkın gibi ? ”

” …..”

“Şey…seni üzecek birşey mi söyledim Nevin !”

“Reyhan, abinin davranışlarını sen de hoş görü-
yor musun ? Hakkımda neler söylemiş…Kasaba
dedikodudan çalkalanıyor. Kamil abiyi çok severdim
ama bu sevgi, abla- kardeş sevgisi gibi …Onunla
evlenmeyi aklımın ucundan bile geçirmedim…
Üstelik yaşça benden çok büyük …Lütfen, bu son
olsun..Abine de söyle , şu kasabada hiç erkek
kamasa dönüp ona bakmam ! Kendini ne sanıyor?
Ukala.!..”

Reyhan, kıpkırmızı olmuştu. O gün, dersi nasıl
yaptı, nasıl eve geldi bilemedi. Başı fır fır dönüyor-
du. Gözlerinin altı sinirden, ağlamaktan mosmor
olmuştu. Merdiven başında annesiyle karşılaştı.

“Ne o kız ? Ağlamışsın sen …! Biriyle kavga mı
ettin yoksa ? “dedi

“Nevin hanımefendi, abim yüzünden fırça attı
bana…!”

Ağlayarak, ” işte böyle “dedi..

“Haydi ağlama …Kız haklı kızım ..Suç abinde…
Elin kızını dile getirmeycekti …Şurada kapı dibi
bir komuşuyuz…Lütfü Usta, dersen efendi bir adam
Karısının da kendisinin de bir güne bir gün kötülü-
ğünü görmedik !”

“Nevin’in yüzüne nasıl bakarım bundan sonra anne! En sevdiğim kız arkadaşımdı. Abim bir çuval
inciri berbat etti.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜMDE BULUŞMAK ÜZERE

HOŞÇA KALIN

Sincapin Aski

Perşembe, Ocak 17th, 2008

Bİr zamanlar büyük bir ormanda yaşayan küçük bir sincap varmış.Aİlesi onu çok sevityormuş oda ailesini tabi…
Bİrgün yabancı bir sincap çıkmış karşısına büyük kara gözleri ve uzun tüylü kuyruğu herşeyiyile çok hoşuna gitmiş ve kalbince hızlı çarpmalar meydana gelmiş..
Bİr gün ormanın derinliklerinde kendine yiyecek arayan sincap karşısında o çok beğendiği sincapı görügörüvermiş çok heycanlıymış
-merhaba demiş karşısındaki
oda cevap vermiş
-merhaba
sonra ismini sormuş
-jüpiter,ya senin ismin
-benimde mars
Jüpiter çok heycanlıymış heycanını bastırmak için yerlerden yiyecek arıyıyormuş
-ne arıyorsun diye sormuş mars
-yiyecek bişeyler bakınıyordum demiş
-benimde karnım çok aç hadi birlikte arayalım demiş va birlikte aramaya başlamışlar. TOplaya toplaya şelalenin yanına gelmişler haliye yorulmuşlarda mars
-artık oturup yesek olmaz mı? diye sormuş
daha şelaleyi görmeyen jüpiter kafasını kaldırdığında şelaleyi görünce çok sevinmiş
-aa ne kadar güzel biyer hemen oturalım demiş
ve yemeklerini yemeye başlamışlar şelaleyi seyrederek,güle oynaya…
Hava kararmaya bşalamış ve kalkmışlar.Eve gelmiş jüpiter.ÇOk mutluymuş vede heyecanlı.Annesine yardım etmiş o gün oysa önceki günler hiç yardım etmezmiş.Annesi kızının kendine yardım ettiğini görünce hem şaşırmış hemde mutlu olmuş.Yatağına yatmış yıldızları seyrediyormuş aklında mars varmış ve bugünün güzelliği…Oysa mars çoktaan uykuya dalmıştı.Sabaha kadar uyuyamamış jüpiter çünkü ilk defa bu acayip duyguyu hissediyormuş.Sabah güneş doğarken o yeni uykuya dalmıştı.2 saat sonra yatağından fırlayıp kalktı uyurken olan o duygularıyla kahvaltısını yaptıktan sonra dün gittiği ormana tekrar gitmiş belki görürüm diye marsı.
Gene yiyecek arıyormuş gibi yapıp hem yemek arıyormuş hemde marsa göz gezdiriyormuş etrafa.Tekraradünkü gittikleri şelalenin yanına gitmiiş oturmuş dinlenmiş orda 1 kaç saat oturduktan sonrakalkmış eve gitmek için topladığı yemeklerini yemeden Akşam eve gelmiş yemeğini yedikten sonra hemencik yatmış yatağınayıldızları seyr ederek ve marsı düşünerek uyumaya çalışıyormuş hayaller kurarak.Sabah olduğunda kahvaltısını yapmadan hemen ormana girmiş belki sabah gelir diye ama gene görememiş marsı.Eve dönerken görmüş marsı hemen gözleri parlamış selamlaşıp hal hatır soduktan sonra
-babam beni bekliyor hemen gitmeliyim deyip koşarak gitmiş.Oda tabiki evine gitmiş karmaşık duygularıyla.Bu gecede zor uyumuş.Neden uyuyamadığını soruyormuş kendi kendine ama bilmiyormuş..Bu gün ormana gidip gitmemekte karar verememiş sonra gidim deyip koşarak çıkmış evinden.Ormana gittiğinde görmüş marsı.Marsa onu görmüş.
-HOş geldin bende acaba gelirmi diye seni bekliyordum demiş
jüpiter;
-İşte burdayım deyip koşmaya başlamış marsta ardından koşmuş ve şelalenin yanında durmuşlar
-ne kadae güzel burası değilmi mars diye sormuş
-evet harika biyer çok seviyorum burayı demiş
-bende çok sevdim burayı demiş
çok sevinçliymiş jüpiter bu içindeki seviçleri,mutlulukları,heycanları ve uykusuzluklar anlamadan mars birgün ortadan kayboluvermiş.
Jüiter her gün ormana gidiyor şelaleyi görüyor ve tekrar geri dönüyormuş.Çok canı sıkılıyormuş demekki bubgünde işi çıktı deyip kenidi kendine teselli veriyormuş.Çünkü kendini ortada bırakıp,hiç bir şey söylemeden bırakıp gidişine onu bir hiç herine koyduğuna inanmak istemiyormuş.GÜnler geçiyor ama mars hala ortada yokmuş.Jüpiter çok üzgünmüş geceleri hiç uyuyamıyormuş ve kendini çok kötü hissediyormuş.Aradan 6 ay geçmiş hala ortada yokmuş mars.Jüpiter çok üzgünmüş Artık inanmak istemediği şeye yavaş yavaş inanmaya başlıyormuş.onun bu kadar bencil bu kadar düşüncesiz ce ortadan kaybolmasına anlam veremiyormuş.Ve derken 1 sene geçmiiş aradan ve mars karşısına çıkmış ormanda.Jüpiter hem kızgın hem heycanlıymış.
merhaba demiş mars 1 kaç dakka sonra merhaba diyebilmiş jüpiter.Ona yaşattığı acıları düşündükçe başından terler akıyormuş.
-neredeydin diye sormuş jüpiter
MArs
-söyleyemem demiş
Jüpiter bunada bir anlam verememiş.Jüpiter artık kızdığını,üzüldüğünü belli etmeye başlamış ve anlatmaya başlamış çektiği acıları
yaşamadıktan sonra mars onu ne kadar anlayabilirdiki
SOnra 1 kaç gün daha görüşmüşler ama arada soğukluk varmış nede olsa araya koskoca 1 yıl girmişti. ve ortada kırık bir kalp vardı.
Daha geleli 3 gün olmuştu ki mars ormanın sonundaki şelalenin oraya bir not yazmış beni unut…
Jüpiter çok üzülmüş ağlamamak için kendini zor tutuyormuş ilk defa bu kadar güzel duygular yaşarkenilk defada böyle acılar yaşıyormuş..Ve kendine kızıyormuş nasıl bu hale geldim diye
ve anlamışki etrafındaki arkadaşlarından duyduğu şey buymuş ama yalanmış …Artık eskisi kadar mutlu değilmiş.Kim bilebilir belkide zaman gerekliydi kalbinin iyileşmesi için.Zamanda ne kadar geçirecektikiorasıda meçhul…



eXTReMe Tracker